Kayıtlar

Mart, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ÖNDERLER ve LİDERLER - 2

STATÜ.. Toplumlar yalnızca yaşayan kalabalıklar değildir; Onlarını aynı zamanda beklediklerini, korkularının, umutlarının ve beklentilerinin ortak bir hafızasını taşırlar. O zaman daha uzun süre dayanır ve zarar görür. Toplumsal ihtiyaçlar ortaya çıktığında, uzun süre boyunca uzanan bir derinlikte bir çatlaktan çıkıp akmaya başlıyor gibi, dünyanın kendi yönünü arayan refleksler geliştirir. Eğer düşünürseniz, bu iyi bir fikir, onunla ilgilenmek iyi bir fikir. Konjonktürel koşulları bulerin refleks kapsamı ve gücünün artmasıdır. Ekonomik krizler, politik kırılmalar, kültürel dönüşümler ya da teknolojik değişimler… Bütün bu unsurların içinde yer alan biriken enerjinin hangi yönlere ve ne hızda hareket edeceğine hava etkileri. Ve sonra ne aradığınızı görebilirsiniz: bu, yaptığınız şeyin bir yansımasıdır. Eski uğunda başınızın üst kısmındaki yağın hizmetini kapatabileceğinizi lütfen unutmayın. Ancak sürecin sonuna kadar beklemeniz gerekebilir. Geleneksel toplumlarda liderlik çoğu zaman ...

KİBİR

Etrafımızda dolanan kelimeler vardır. Görünmezdirler ama ağırlıkları vardır. Bazen bir odanın ortasında dururken, kimsenin ağzından çıkmamış bir kelimenin bile zihnin içinde yankılandığını hissedersin. Sanki havada asılı dururlar; söylenmeyi bekleyen, anlam kazanmayı bekleyen, bir yere ait olmayı bekleyen işaretler gibi. İnsan, düşündükçe onları ağırlaştırır. Her anlam yükleyişinde kelime biraz daha katılaşır, biraz daha kesinleşir. Ve belki de tam o noktada, kelime anlam kazandığını sandığı anda, özgürlüğünü kaybeder. Çünkü kelime, aslında bir kapıdır. Ama biz çoğu zaman onu aşılamaz bir duvar yaparız. Aralayıp içine girme yerine, gücümüz yettiğince tahkim etmeye zorlarız kendimizi. Bir şeyi tanımladığımızda, onu anladığımızı düşünürüz. Bir ismin varlığı, bize bir hâkimiyet hissi verir. Adını koyduğumuz şeyin artık bizden kaçamayacağını sanırız. “Bu budur,” deriz. “Bu böyledir.” Oysa belki de tanım, anlamanın sonu değil, sadece başlangıcıdır. Ama insan, başlangıçları son sanmaya...

YÜZLER

İnsanlık tarihinin en derin anları, çoğu zaman en sessiz olanlardır. Ne bir savaşın gürültüsüyle, ne bir krallığın ilanıyla, ne de büyük bir keşfin coşkusuyla gelirler. Bazen yalnızca bir taşın üzerine kazınmış bir yüz kadar suskundurlar. Karahantepe’de bulunan insan yüzlü T biçimli dikilitaş, tam da böyle bir andır. Gürültüsüz, iddiasız, ama insanlık tarihini geri dönülmez biçimde değiştiren bir eşik. O yüz, bir bireyin yüzü değildir. Bir kralı, bir lideri, bir atayı temsil etmez. O yüz, insanın kendine ilk kez baktığı andır. Henüz “ben” diye konuşan bir dil yoktur; ama “ben”i sezebilen bir bilinç doğmuştur. İşte bu yüzden o taş, yalnızca arkeolojik bir buluntu değildir. O taş, insanın kendini evrenin karşısına ilk kez bir özne olarak koymasının izidir. “Ben, yalnızca doğanın içinde değilim. Ben, onu düşünebilen bir varlığım.” Bu cümle, yazıyla değil, taşla söylenmiştir. İnsan on binlerce yıl boyunca doğanın içindeydi. Onunla birlikte hareket etti, onun ritmine uydu, onun kurallarını ...