Kayıtlar

Nisan, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

K I S K A N Ç L I K

  İnsan, önce açlığı tanıdı. Sonra tok olanı gördü. İşte kıskançlık, tam o bakış anında doğdu. Henüz kelimeler yokken, henüz adalet, ahlak ya da günah konuşulmazken… İnsan, başkasının elindekine baktı. Kendi avıyla ötekinin avı arasındaki farkı gördü. O fark, bir nesne değildi; arada duran görünmez bir mesafeydi. Ve insanın içinden adı olmayan bir duygu geçti. Ne öfkeydi bu, ne istek. Daha çok, içe doğru çöken ince bir sızıydı. “Sende var. Bende yok.”  Yada ‘sen tok, ben değil’ Belki de insanlığın kurduğu ilk cümle buydu. Çünkü açtı. Ama yalnız aç olduğu için değil — başkasının tok olduğunu gördüğü için. O gün insan, yalnız doğayla değil; bir başka insanla da ölçülmeye başladığını fark etti. Artık rüzgârla, yağmurla, geceyle değil… ona benzeyen bir bakışla sınanıyordu. İlkel topluluklarda hayat yalındı ama adil değildi.  Çünkü doğa adalet bilmez; sadece dengeyi tanır. Orada kıskançlık yoktur. Uyumsuzluk da yoktur. Aslan avlanır, güçlü olan alır; güçsüz olan kaybeder....

AKILIN KOPUŞU

  İlk topluluklarda aklın gelişimine dair her söz, bugünkü zihnin nasıl kurulduğuna dair bir geri çağrıdır. Çünkü akıl bir anda ortaya çıkmış bir özellik değildir; ihtiyaçla, korkuyla, dayanışmayla, kayıpla ve birlikte kalma zorunluluğuyla yoğrulmuş uzun bir oluş hâlidir. Üstelik bu oluş, sandığımızın tersine, bireyin değil topluluğun eseridir. İnsan tek başına “akıllı” olmadı; bir arada kalabildiği ölçüde akıllandı.   İlk ateşlerin çevresinde kurulan hayat, yalnızca ısınma ve pişirme meselesi değildi. Ateş, topluluğu bir arada tutan merkezdi; bakışların, seslerin, susuşların aynı yere bağlandığı bir çekim alanı. Bu alanın içinde akıl, bedenin sınırlarını aşarak ortaklaşa bir hafızaya dönüştü: Birinin gördüğünü diğeri duydu, birinin bildiğini öteki tekrar etti. Bilgi tek bir kafanın içinden çıkıp topluluğun içine yayıldığında, akıl artık bir “beyin işi” olmaktan çok bir “yaşam biçimi” hâline geldi.   Bu yaşam biçiminin ilk adımı hayal etmek değil, temas etmekti. Doğayla d...